HAYATIN ANLAMI (4)

Bireysel hayatlarımız türümüzün hayatı içinde; türümüzün hayatı, genel canlılığın içinde ; genel canlılık dünyamızın içinde ve gördük ki hepsi de gelip geçici, yok olucu !

Yok olucu diyoruz ama, bütün bunlar kendilerinden çok daha büyük bir bütünün içinde, yani “evren”in !

O halde, “hayat”ın da içinde bulunduğu kalıcı bir şey bulduk, oradan bakarsak “hayat”a bir anlam yükleyebilir miyiz, diye düşünebiliriz.

Ama maalesef bu da fossss !

Zira, hakkında çok şey bilmediğimiz evrenimiz de kalıcı değil, o da ömürlü ve ölümlü. Bilim insanlarına göre evren dört şekilde son bulabilir : “büyük donma, büyük çökme, büyük değişim, büyük parçalanma”.

Nasıl yok olacağı bir yana, 100 trilyon yıl sonra evrendeki son yıldız da çekirdeğindeki hidrojeni yakarak söneceği ve bütün ölü yıldız çekirdeklerinin soluk birer beyaz cüce kalıntısına dönüşeceği biliniyor.

Beyaz cüceler artık ısı üretmedikleri için yavaş yavaş soğuyacak ve sonunda siyah cücelere dönüşecekler. Bunların sıcaklığı mutlak sıfıra düşecek ve yaşadığımız evrende yıldız çağı işte böyle sona erecek. Ayrıca 100 trilyon yıl çok uzun bir süre ve evrenin yaşının yaklaşık 7100 katı! Gerçi evren 100 trilyon yaşına ulaşsa bile sonsuzluk karşısında 100 trilyon yıl nedir ki? Nitekim son yıldızın ölümünden sonra evreni sonsuz karanlık bekliyor.

Bu durumda, buradan da bize ekmek çıkmaz,”hayat”a buradan baktığımızda da bir anlam veya bir anlamsızlık yükleyebilmemiz mümkün değil !

Peki, yok mu başka bakış açısı veya bakış açıları “hayat”a dair !?

Var, onları da bu bahisteki son yazımda irdeleyelim.

 

Comments