HAYATIN ANLAMI (1)

“Hayatın Anlamı” dediğimiz zaman aklımıza hemen “İnsan Hayatının Anlamı” geliyor. Oysa, bir türü olduğumuz hayvanlar gibi, bitkiler de canlı ; biz insanlar gibi onların da hayatları var. O zaman, “Hayatın Anlamı”nı arayacaksak, tüm canlıları kapsayan “hayat” kavramını irdelememiz gerekir. Öyle ya, biz insanların canı can da, diğerlerinkiler patlıcan mı !?

İşte, biz insanlar dahil tüm canlıların hayatına bakarsak, hayatın herhangi bir anlamı olmadığı gibi, herhangi bir anlamsızlığı da olmadığını görebiliriz. Üstelik bu yargı cansız varlıklar, son tahlilde de evrenin tümü için geçerlidir.

Zira, kalıcı olmayan herhangi bir varlığın ne anlamı olabilir, ne de anlamsızlığı. Dar anlamda, doğadaki bir pirenin, bir timsahın, bir filin, bir çimen tanesinin, bir eğrelti otunun vb hayatlarının ne anlamı ya da ne anlamsızlığı var ise, birey olarak bizlerin hayatlarının anlamı da en fazla onlar kadardır. Hepimiz ölüyor ve yok olup gidiyoruz. Bu güne kadar 100 milyarın üzerinde insan canlısının bu dünyada bizler gibi önce var olduğu, sonra da ölüp yok olduğu tahmin ediliyor. Gelip geçmiş hayvan ve bitki canlılarının adedi ise çok daha fazla. İşte bizler birey olarak sadece onlardan biriyiz, yani çöldeki kum tanelerinden sadece biri.

Biz “Homo Sapiens Sapiens” türü insan canlısının diğer canlılardan tek farkı, hayata anlam yükleme özelliği. Her şeyden önce kendi türümüze “Eşref-i Mahlukat = Varlıkların en Yücesi/Şereflisi ya da Homo Sapiens Sapiens = Bilge/Zeki İnsan” gibi saçma sapan sıfatlar yükleyerek işe başlamışız. Hindistandaki İngiliz valisi gibi, salla sallayabildiğin kadar, nasıl olsa diğer canlıların bu bahiste söz hakkı yok. İnsan dışındaki varlıklar hayatı sadece yaşamaları gerektiği gibi yaşıyor ve ölüyorlar, hayata herhangi bir anlam yüklemeleri söz konusu değil. Ama bizim türümüz, ölüp yok olup gitmek kaygısından olsa gerek, nesiller boyunca hayata binbir çeşit anlam yükleyip durmuşlar. Hatta uydurdukları bu anlamlar uğruna birbirlerini gırtlaklayıp durmuşlar ve her bakımdan hayatın içine etmişler.

Bireysel insan hayatı için en mükemmel açıklamayı Hind’li guru Osho yapmış.

“Hayatın kendi başına bir anlamı yoktur. Hayat, bir anlam yaratma fırsatıdır. Anlamın keşfedilmesi değil, yaratılması gerekir… Anlamı, ancak onu yaratırsan bulursun. Orada bir çalının arasında durmuyor. Yani sağına soluna bakınca, biraz arayınca bulamazsın. O bulunacak bir kaya gibi durmuyor… O, yaratılacak bir şiir, söylenecek bir şarkı, edilecek bir danstır. Anlam bir danstır; taş değil. Anlam müziktir. Onu ancak yaratırsan bulursun.”

Yani, benim kelimelerimle, “hayat oyun hamuru gibidir, kendi başına bir şekli yoltur ama ona sen ne şekil verirsen o olur !” diyor üstad.

Oysa, tüm canlıların varlıklarının iki temel algoritması (içgüdüsü) var :

1) Bireysel hayatını sürdürebildiği kadar sürdürmek,

2) Türünün neslini sürdürmek.

Bunların, korunmak, barınmak, beslenmek, cinsellik, analık gibi alt açılımları var elbet ama, bunlar da bütünüyle bu iki temel yapının gereksinimlerine dair.

Canlılığın tasarımında, “hayata anlam yüklemek” diye bir nitelik ise mevcut değil.

Bunlara ayrı ve tuhaf / sapkın anlamlar yüklemek ise sadece biz homo sapiens sapiens dediğimiz insan canlılarına mahsus bir keyfiyet.

Diyelim ki, Osho üstadın dediği gibi,adına “hayat” dediğimiz ve bize bahşedilmiş “oyun hamurumuz”a çok özel ve özgün bir yaratıcılıkla çok güzel anlamlar yükledik. (Siyasete, ideolojilere vs. girmeyeceğim ama, yaşamakta olduğumuz süreçte böyle bir şeyin yapılabilmesi de, çok mümkün görünmüyor. Zira, “oyun hamurlarımız” daha biz dünyaya gelmeden önce mevcut düzen tarafından yoğurulup şekillendirilmeye başlanıyor ve bu süreç ömrümüz boyunca devam edip gidiyor. Bunun istisnası milyarlarda bir birkaç kişi çıkarsa onlar işte peygamber, guru filan olabiliyorlar). Ama diyelim ki öyle veya böyle bu işi başardık ve hayata / hayatımıza şahane anlamlar yükleyebildik.

E eee, sonra !?

Sonrası malum, “o da yalan, bu da yalan, bu dünya fani, gel sen de biraz oyalan” vb diyerek öleceğiz, yani yok olup gideceğiz bu dünyadan.

İşte, göz açıp kapayana kadar yok olup gidecek, bedeni karbona dönüşecek milyar kere milyarlarca kaybolup gitmiş canlıların arasına karışacak bir insan hayatının ne anlamı ya da ne anlamsızlığı olabilir ki !?

Hiç !

“Ama, çölleri meydana getiren tek tek o kum taneleri, okyanusları meydana getiren tek tek su damlaları değil mi !? Tek bir insanın hayatının anlamı da işte parçası olduğu ‘insanlık’ içinde yerini bulur ; insan gelip geçicidir ama kalıcı olan ‘insanlık’dır.” deniliyor.

Yani, bizler geçip gideriz ama, bizim hayata dair yarattığımız “yüce / değerli / mühim” anlamlar bizden sonraki nesillere miras olarak, insanlığa bir hediye olarak kalır ve ebediyete kadar yaşar. Böylece biz de ölümü yenmiş oluruz.

Öyle midir gerçekten, yoksa bu da bizim türümüze ait, “hayata bir başka anlam yükleme” midir !?

Bunu gelecek yazımda tartışacağız…


Comments